|
T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI Hüseyin Avni Sipahi Ticaret Meslek Lisesi Müdürlüğü |
||
|
|
||
|
|
||
|
SINAV
TARİHLERİ |
||
|
SANAL KARNE |
||
|
|
|
|
|
|
Lisede birinci sınıf öğrencisiydim... Sınıf
arkadaşlarımdan birini, okuldan eve dönerken, yolda gördüm.
Adı Murat’tı.
Bütün kitaplarını, eşofmanları,
ayakkabılarını kucaklamış, evinin yolunu
tutmuştu. Kendi kendime, kitapları okuldaki dolapta
bırakmayıp da hepsini birden evine götürdüğüne göre "Bu
arkadaş herhalde 'inek' kelimesinin tanımı olsa gerek"
diye düşündüm.
Kendi hesabıma, hafta sonu mahalle arası yapacağımız
futbol maçından başka bir şey düşünmüyordum. Bu
düşüncelerle yürürken bir baktım ki, karşıdan bir grup
çocuk koşarak geliyor. Murat'a çarptılar, kucağındaki
bütün kitapları düşürdüler, ardından Murat de tökezlenip
sokağın çamurlu bir köşesine yığıldı.
Gözlükleri gözünden fırlamış, biraz öteye düşmüştü.
Kafasını kaldırdığında, gözlerindeki büyük
üzüntü ifadesini fark ettim.
İçim sızladı, koşup yardımına gittim.
Gözlüklerini ararken Murat'ın gözlerinin yaşarmış
olduğunu gördüm. Gözlüklerini yerden alıp kendisine uzattım ve
"Serseri bunlar, boş ver" dedim.
"Sağ ol" dedi ve yüzünde teşekkür dolu çok güzel bir
gülümseme belirdi. Yerden kitaplarını topladık, ben nerede
oturduğunu sordum. Bir de baktım ki komşuyuz. "Nasıl
olur da seni daha evvel görmedim" diye sorduğumda, özel koleje
gittiğini sonradan bizim okula transfer olduğunu anlattı.
Böylece hayatımda ilk kez bir "Kolej çocuğu" ile
tanışmış oldum.
Aslına bakacak olursanız eğlenceli biriydi, "Bizimle maç
yapmaya gelir misin?" teklifimi kabul etti.
Hafta sonu beraber takıldık, sadece ben değil
arkadaşlarım da onu sevmeye başlamıştı.
Pazartesi sabahı okula giderken onu yine kucağında dev bir
kitap yığınıyla gördüm. "Oğlum bunları
taşıya taşıya kol adalesi yapacaksın"
dediğimde güldü, bir kısmını bana verdi.
Sonraki dört yıl içinde birbirimizin en iyi arkadaşı olduk.
Lise son sınıfta ise, üniversite düşünmeye başladık.
Murat Ankara’ya, ben İzmir'e gidecektim. Kilometreler bizi
ayırsa da arkadaş kalacağımızı ikimiz de
biliyorduk.
O doktor olacaktı, ben de futbol bursuyla işletme okuyacaktım.
Murat okul birincisiydi, kendisiyle her zaman "Sen de aslında az
inek değilsin ha" diye dalgamı geçtim.
Mezuniyet gelip çattığında, okul yönetimi Murat'tan törende
bir konuşma yapmasını istedi. Mezuniyet günü bizimki iki
dirhem bir çekirdek salona geldi, gözlükleriyle bile yakışıklı
bir hali vardı.
Kızlar bakıp duruyordu, için için hafiften kıskanmadım
desem yalan olur. Yanına gittim, az biraz heyecanlıydı,
sırtına vurup
"Sen bu işin de hakkını en iyisinden verirsin, merak
etme" dedim.
"Sağol" dedi, gülümsedi.
Kürsüye çıktı, kısa kesik küçük bir öksürük sonrası,
konuşmaya başladı:
-Bu mezuniyet günü, bizler için, şu ana gelinceye kadar
karşımıza çıkan güçlükleri yenmemizde bize yardım
eden insanlara teşekkür etme zamanıdır. Anne babalarımız,
öğretmenlerimiz... Ama en çok arkadaşlarımız! Size
burada, arkadaşlığın verebileceğiniz en önemli
hediye olduğunu anlatmaya çalışacağım.
Size bir hikaye anlatacağım...
Tanıştığımız ilk günü anlatmaya
başladığında hayretle yanımdakilerin yüzüne
baktım. Meğer o hafta sonu kendini öldürmeyi planlamış.
Dolaplarını da sonradan annesi okula gidip kalan eşyaları
almak zorunda kalmasın diye boşaltmış. Konuşurken
bana baktı ve
"Sağol, beni kurtardın. Arkadaşım, beni şimdi
telaffuz bile etmek istemediğim şeyi yapmaktan kurtardı"
dedi.
Okulun en çalışkan, en beğenilen insanı,
hayatının en zayıf anını anlatırken herkes
soluğunu tutmuştu. Annesi ve babası bana bakıp şükranla
gülümsediler. İşin bu kadar derin olduğunu asla bilmiyordum.
Anlık olayların gücünü hiçbir zaman azımsamayın. Küçücük
bir hareketle bir insanın hayatını
değiştirebiliyorsunuz... Daha iyiye veya daha kötüye doğru! Allah
hepimize birbirimizin hayatını bir şekilde etkileyebilme gücü
vermiş. Bu gücü iyilik için insanlara yönlendirin ve bu his kalbinizde
hep taze, hep sıcak kalsın! |
|
|
|
||
|
|
||