|
ANNELERE DAİR İnsanlar bir anneden doğarak çoğalırlar. Anne, karnında taşıdığı yavrusuna hayat verir. Doğurduktan sonra da işi bitmez annenin. Henüz çetin hayat koşullarında yaşama olgunluğuna erişmemiş, kendi ayaklarının üstünde durmayan yavruya hayatını ortaya koymak pahasına bakar, onu büyütür, eğitir. Anneler… Bu, tabiat gibi engin, tabiat gibi sonsuz nimetleri olan varlıklar… verecek ne çok şeyleri vardır onların!.. Artık yetişkin olmuş, otuz kırk yaşına gelmiş evlada bile verecek şeyler bulurlar. Verdikçe güzelleşir, verdikçe zenginleşirler. Ne kadar çok işimize yarar verdikleri!... Ne kadar da çok ihtiyaç duyarız verdiklerine. Derdimize ilaç, yaramıza merhem olurlar. Sevgileri, bizde hiçbir ön koşul aramadan sundukları sevgileri de sınırsızdır. Yavrular, bu okyanuslar kadar engin, sevgi denizlerinden yudum yudum içerler ve ruhlarını bu sevgi ile besledikleri oranda; iyi, sağlıklı, kendine ve diğer insanlara saygı, sevgi duyan bireyler olurlar. Sevgi aldıkları oranda, sevmeyi öğrenirler, sonra da sevgi dağıtan olurlar. Anne sevgisinden, şefkatinden yoksun kalmış kişiler ne zavallıdır. Hırçın, kavgacı, şiddete eğimli, barış dinamitleyicisi, alkol, uyuşturucu bağımlısı insancıklar olurlar. Görülüyor ki, anne; küçüklüğümüzde hem bedenimizin ihtiyaçlarını ve bakımını sağlıyor, hem de belki ömrümüz boyunca tükenmez sevgisiyle, dostluğu ile hep yanımızda oluyor. Her şeyin sahte ve yüzeysel olduğu çağımızda, sahtesiz, gerçek ve hiçbir karşılık beklemeden duyulan sevgi, ne yüce bir değerdir, ne ulaşılmaz, ne gökseldir. Elbette, böylesine yürekten, katıksız seven insanın, sevdiği varlığa bir zarar geldiği takdirde, duyduğu acı da o denli derin ve yalansız olacaktır. Bu konuda şöyle bir hikaye anlatılır: İki kadın Davut Peygamber’e gelerek birbirlerinden davacı olurlar. Davanın konusu paylaşılmayan bir bebektir. İki kadın da bu bebeğin annesi olduklarını iddia ediyorlar. Peygamber ikisini de dinler, ikisi de gözyaşları içinde, bebeği isterler. Bunun üzerine Peygamber; “O zaman bebeği ortadan ikiye keselim, yarısı senin, yarısı da senin olsun.” der. Kadınlardan birisi; “Peki, tamam.” der. Ötekisi dehşetle irkilir. - Sakın böyle bir şey yapmayın, öldüğünü görmektense, başkasının olmasına razıyım. der. Peygamber, çocuğu bu kadına verir. Gerçek anne, yavrusuna zarar gelmesine razı olmamış, annelik hakkından vazgeçmeyi göze almıştır. Anne yavrusunu kurtarmıştır. Gerçek kurtuluşa vesile olacak olan da yine annedir. Evladının hem bu dünyada hem ebedi âlemde kurtuluşu için annenin yapmayacağı fedakârlık yoktur. Annelerimiz bizleri adeta -Cennet’e ehil- hale getirmek için çırpınırlar. Yemezler, yedirirler, içmezler içirirler, giymezler giydirirler. Kendilerinden daha iyi yerlerde görmek için varını yoğunu ortaya koyan yine annedir. Beni bu halimle gecede beş kez uykudan uyandırıp her defasında yarım saat uykusuz bırakamazsınız. Ama annelerimiz, yeni doğan yavruları için, yaralı dahi olsa süt tulumbacıkları olan göğüslerini her ağlamasında yavrusunun ağzına vermekten çekinmeyecektir. Tüm bu sebeplerden annemiz, iyi günde sevincimizin ortağı, kötü günümüzde arkamızı dayayabileceğimi, yardım ve destek alacağımız, sevgi ve saygı göreceğimiz gerçek dostumuz, yarimiz, ağlayanımız, gülenimizdir… Onun dışındaki pek az insanın bize duyduğu gerçek sevgidir, döktüğü gözyaşı gerçek gözyaşıdır. Her şeyin sahte ve taklit olduğu günümüzde anne, annelik gerçekliği, katıksızlığı ile çok farklı bir yere sahiptir. Çünkü o bir annedir. Goncagül AŞAR 9/B |